Oldu Canım!

Oldu Canım!

Oldu Canım!
Oldu Canım!

Bu ikinci karşılaşmamız, aynı projede çalışmaya başlayalı olmuş birkaç ay. Mailleşmişliğimiz, telefonda konuşmuşluğumuz da var da, malum teknoloji çağı, toplantılarımız dahi online, başka başka şehirlerde yaşadığımızdan.  

Bu ikinci kez gözlerime bakışı. Bir rapor üzerinde çalışıyoruz, o istatistikleri toparlamış, grafikleri hazırlamış, ben altına yorumlarımı yerleştirmeye çalışıyorum. Microsoft’un kilitlenmeyi seçip, beni çileden çıkarttığı bir anda, birdenbire;
 

Ben eşcinselim diyor. 

Başımı kaldırıp yüzüne bakıyorum, peki diyorum ve bilgisayarım ile kavgama kaldığım yerden devam ediyorum. Sence bu yorumları kurtarabilecek miyim, yoksa hepsi gitmiş midir diye soruyorum ardından takım arkadaşıma, endişeli. 

Bu kadar mı? diyor. Bu kadar diyorum. Maviyi değil de kırmızıyı sevdiğini söylemen kadar doğal kadından değil, erkekten hoşlanman. Bunun ne bir sapkınlık, ne de anomali olmadığını bilecek kadar farkındalığım var.

Cinsel yöneliminden dolayı sana önyargı duymamı beklemiyorsun herhalde diyorum sonra şaşkın. Çok çok bizim piyasayı daralttığın için biraz kızabilirim o kadar, kadın-erkek oranını biliyorsun zaten, rekabeti kızıştırıyorsun, olmuyor! diye takılıyorum. 

Yok diyor, önyargılı olacağını düşünmemiştim ama, ne bileyim galiba biraz daha fazla tepki beklemiştim. Genelde duyduğum cümleleri bilsen. Haklısın diyorum, hayat zor bu ülkede, cinsel yönelimi farklı olanlara kat be kat daha fazla.

 

ÇOK ZOR diyor...

Bırak, partnerinle ortak bir hayat kurmayı, el ele yürümek bile ‘gençleri özendirdiği’ için kimsenin görmeyeceği yerlerde olmalı. 2014 yılına kadar eşcinselliğin suç olduğu bir ülke yarısında yaşıyoruz biz. Meclis Genel Başkanımız 2014’deki yasa tasarısına ret oyu vermekle övünüyor, eroin ile mücadele ettiği gibi okullarda, eşcinsellik ile de mücadele edeceğini söylüyor. Şimdi zamanı mıydı diyenler, AIDS vakaları arttı diye feryat figan edenler, ahlaksızlıktan dem vuranlar, Psikiyatrist önerenler... 

 

Şimdi değilse ne zaman? İnsan haklarının zamanı ne zaman? 

Elektrik fiyatlarının düşmesini mi beklemeli LGBTI+lar aşık olmak için? 

Kimliklerinin parçalanmaması için önce Kıbrıs Sorunu mu çözülmeli? 

Ne zaman, bizden farklı olanlara var olma şansı vermek için doğru günü  gösterecek takvimler? 

Irkçılığımız, homofobimiz, seksistliğimiz, bencilliğimiz hangi yüzyılda son bulacak bizim?

 

Delinen dağlar, tüketilen hayvanlar, katledilen doğa, sömürülen kadınlara kılımız kıpırdamazken, başkalarının yatak odalarına müdahale etme hakkını kendimizde görmekten ne zaman vazgeçeceğiz biz?

Farklı olmaya cesaret edebilmek, farklı olana yaşam şansı tanımak için kaç kez daha batıp çıkmalı bu ada?

Gelenekseli de, sosyali de, homofobik yorumlarla dolu medyanın. 

1990 yılında Dünya Sağlık Örgütü eşcinselliğin bir hastalık olmadığını ilan etmiş. Biz hala ‘iyileşsin’ diye çocuklarımızı psikologlara gönderiyoruz!

2008 yılında Danimarka ve Fransa öncülüğünde hazırlanan cinsel kimlik ve yönelim kaynaklı ayrımcılık, dışlama, şiddet, taciz, yalnızlaştırma ve önyargıya karşı çıkan Birleşmiş Milletler Kararının altına 94 üye ülke imza atmış. 

2016 yılında BM Genel Kurulu “Cinsel Kimlik ve Yönelime dayalı şiddet ve ayrımcılığa karşı koruma” sağlaması için bağımsız uzman atama kararı almış. 

Günümüzde, 16 Avrupa Birliği üyesi ülkede eşcinsel çiftlerin birliktelikleri devlet onayı alabiliyor, evlenebiliyor, çocuk sahibi olabiliyor.

 

Biz halen ‘Benim’ sevgilimin elini tutma hakkım olsun sokakta, ama ‘O’ evine saklansın, hayatını benden uzakta, kapalı kapılar ardında, gizli saklı yaşasın diyoruz. 

 

Oldu canım!

Derya Beyatlı