27.04.2022 - Basın Açıklaması - "Demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğüne indirilen bu darbe topluma yaşatılmak istenen baskı ve korku düzenini daha da derinleştirdi"

27.04.2022 - Basın Açıklaması - "Demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğüne indirilen bu darbe topluma yaşatılmak istenen baskı ve korku düzenini daha da derinleştirdi"

27.04.2022 - Basın Açıklaması - "Demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğüne indirilen bu darbe topluma yaşatılmak istenen baskı ve korku düzenini daha da derinleştirdi"
27.04.2022 - Basın Açıklaması - "Demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğüne indirilen bu darbe topluma yaşatılmak istenen baskı ve korku düzenini daha da derinleştirdi"

Türkiye’de insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü açısından utanç verici bir gün yaşandı. 2017 yılından beridir devam etmekte olan 17 kişinin yargılandığı Gezi Parkı davasında yargılanan Osman Kavala "cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni ortadan kaldırmaya teşebbüs" adı altında temelsiz suçlamalar, delil eksikliği ve  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına rağmen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı, ayrıca Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman ve Yiğit Ali Ekmekçi'ye de 18'er yıl hapis cezası verildi. 

 

Bu olayın etkileri uluslararası arenada da tepki uyandırdı. Demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğüne indirilen bu darbe topluma yaşatılmak istenen baskı ve korku düzenini daha da derinleştirdi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin daha önce bu yönde verdiği kararın dikkate alınmaması ise durumu daha vahim bir noktaya getirmektedir. Uluslararası hukuktan kopuk ve adaletten uzak izole bir toplumda en çok bireyler zarar görmektedir. Alınan karar hukuki temellere hiçbir şekilde dayanmamakta ve siyasi erkin keyfi bir uygulaması olarak dikkat çekmektedir. Ayrıca davada yargılananların tümünün Türkiye’de sivil toplum alanında çalışmalar yürüten kişiler olması, bu kararın sivil toplum örgütlerinin çalışmalarına ağır bir darbe girişimi olduğunu göstermektedir. 

 

İnsan Hakları Platformu, insan haklarına, demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne indirilen darbe nereden gelirse gelsin buna karşı durmayı kendine prensip edilmiş bir örgüt olarak, ciddi etkilerinin hissedildiği yakın coğrafyamızda yaşanılan bu ihlallerin insanlık açısından utanç ve endişe verici olduğunun altını çizer ve bu kararı kınar. Bu durum sadece Gezi Parkı davası ile sınırlı bir durum değildir. Türkiye’deki bu yaklaşımdan Kıbrıs Türk toplumu da nasibini almaktadır. Şener Levent için dün alınan 1 yıl hapis cezası kararı, ya da Türkiye’ye girişi engellenen kişilerin yaşadıkları da bunun örneklerindendir. Aynı şekilde bu baskı ikliminin devamı niteliğinde ülkemizde devam etmekte olan Bengül Gargınsu davası gibi insan hakları ihlalleri içeren davalar ve sivil toplum örgütlerinin bazı kesimler tarafından hedef gösterilmesi de endişeyi tırmandırmaktadır. İnsan Hakları Platformu olarak insan hakları savunucularının ve sivil toplumun yanında olduğumuzu duyurur, bu tür insan hakları ihlallerinin takipçisi olmaya ve bu konularda ses çıkarmaya devam edeceğimizi  bildiririz.